Başında ÇAK olan 42 kelime var. ÇAK ile başlayan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble, Kelime Tahtası gibi kelime oyunlarında yardımcı olarak kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde ÇAK olan kelimeler listesine ya da sonu ÇAK ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bu bir hile değil, oyun oynarken yeni kelimeler öğrenebilmeniz için size bir yardımcıdır. Kelimelerin anlamlarını öğrenmek için TDK web sitesini ziyaret edebilirsiniz. ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

13 Harfli Kelimeler

Çakırdikenlik,

12 Harfli Kelimeler

Çakmaklaşmak,

11 Harfli Kelimeler

Çakıştırmak, Çakmakçılık, Çaktırmadan,

10 Harfli Kelimeler

Çakalboğan, Çakaleriği, Çakıldamak, Çakırdiken, Çakırdoğan, Çakırkanat, Çakırpençe, Çakmaktaşı, Çakozlamak,

9 Harfli Kelimeler

Çakırkeyf, Çakmaklık, Çaktırmak,

8 Harfli Kelimeler

Çakıldak, Çakıllık, Çakılmak, Çakışmak, Çakmakçı, Çakmaklı, Çakşırlı,

7 Harfli Kelimeler

Çakaloz, Çakıltı, Çakıntı, Çakırcı, Çakışık,

6 Harfli Kelimeler

Çakıcı, Çakılı, Çakmak, Çakmak, Çakşır,

5 Harfli Kelimeler

Çakal, Çakar, Çakıl, Çakım, Çakın, Çakır, Çakma,

4 Harfli Kelimeler

Çakı,


Kelime bulma makinesi

A K Ç Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

3 Harfli Kelimeler

Çak, Kaç,

2 Harfli Kelimeler

Aç, Ak,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇAKŞIR


1 . Paça bölümü diz üstünde veya diz altında kalan bir tür erkek şalvarı: "İyi işlenmiş mavi çakşır ve mavi cepken giyerdi."- Y. K. Beyatlı.
2 . Kuşların ayağında bulunan ve süs gibi görünen tüy.

ÇAKAL


1 . Etoburlardan, sürü hâlinde yaşayan, kurttan küçük bir yaban hayvanı (Canis aureus).
2 . argo Kurnaz, yalancı, düzenci, aşağılık kimse.
3 . sıfat, halk ağzında Titiz, huysuz, görgüsüz.

ÇAKŞIRLI


1 . Çakşır giymiş: ": "Bu şehrin gençleri de çakşırlı, fermeneli; bıçak ve tüfek oyunu oynar, türkü söyler."- Y. K. Beyatlı.
2 . Ayakları tüylü, paçalı (kuş).

ÇAKILMAK


1 . Çakma işine konu olmak: "Ceketini serginin tahtasına çakılmış çividen alır, omuzlarına bırakır."- S. F. Abasıyanık.
2 . Hızla düşüp saplanmak: "Uçak dağa çakıldı."- .
3 . (nsz), argo Ortaya çıkmak, farkına varılmak, anlaşılmak.

ÇAKICI

Bıçakçı: "Çocukların velileri arasında birçokları iplikçi, boyacı, ipekçi, dokumacı, havlucu, çakıcı gibi muhtelif sanatları gösteriyordu."- H. S. Tanrıöver.

ÇAKMA


1 . Çakmak işi.
2 . Vurulup çakılarak yapılmış kuyumcu işi.
3 . Bu işte kullanılan kuyumcu kalıbı.
4 . halk ağzında Deri hastalığı, yara, çıban.

ÇAKI


1 . Açılıp kapanan bir veya birkaç ağızlı küçük cep bıçağı: "İki çocuk tahta saplı bir çakı ile kollarını çizdiler."- Ö. Seyfettin.
2 . Denizçakısı.

ÇAKIR


1 . Açık mavi, hareli ela (göz): "Soluk esmer renkli, çakır gözlü, ağır tavırlı, az konuşur bir delikanlıydı."- M. Ş. Esendal.
2 . isim Çakırdoğan.

ÇAKAR


1 . Denizde, açığa veya kıyılara yerleştirilen, düzenli aralıklarla ve sürekli belirli aralıklarla yanıp sönen küçük fener, şimşekli fener.
2 . Genişliği on, uzunluğu yaklaşık iki yüz elli kulaç olan balık ağı: "Kolyoz çakarı. Uskumru çakarı."- .

ÇAKIŞTIRMAK


1 . Çakışma işini yaptırmak.
2 . (nsz), teklifsiz konuşmada İçki içip keyfetmek: "Güzel meze ile arada bir de çakıştırıyorlar."- M. Ş. Esendal.

ÇAKTIRMADAN

Belli etmeden, gizlice, sezdirmeden: "O, kenar kenar yürüyerek ve çaktırmadan deminki cevizlerin altına göz attı."- O. C. Kaygılı.

ÇAKTIRMAK


1 . Çakma işini yaptırmak.
2 . argo Sınavda bırakmak.
3 . teklifsiz konuşmada Birinin bir şeyi sezmesini sağlamak.

ÇAKIRDİKENLİK

Çakırdikeni bol olan yer: "Yoldan bir çakırdikenliğe düştüler. Çakırdikenlikten bir fundalığa vardılar."- Y. Kemal.

ÇAKMAK


1 . Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası: "Nasıl oldu bilmem, eğilip yakarken çakaralmaz çakmak kıvılcım çıkardı."- B. Felek.
2 . Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti.
3 . eskimiş Tabanca veya tüfeklerde bulunan tetik düzeni.

ÇAKMAKLIK


1 . İçine çakmak konulan koruyucu malzeme.
2 . sıfat Çakmakta kullanılacak olan: "Çakmaklık benzin."- .

ÇAKMAKÇI


1 . Çakmak yapan veya satan kimse.
2 . eskimiş Tüfek ve tabanca çakmaklarını yapan ve onaran kimse.

ÇAKINTI


1 . Şimşek çakması, parlaması: "Alanları düşüncenin çakıntılarıyla aydınlanan kent / Genişletti varoşlarını genç ordularıyla eylemin."- T. Oflazoğlu.
2 . mecaz Ani buluş, düşünce, beklenmeyen söz veya davranış: "Sarhoşun bazı sevimli buluşları, delinin beklenmedik çakıntıları olabilir."- H. Taner.

ÇAKALBOĞAN

Kırlarda rastlanan bir bitki: "Bağın içini de ayrık otları, çakalboğanlar sarmıştı."- N. Cumalı.

ÇAKMAK


1 - Vurarak sokup yerleştirmek.
2 - Çiviyle tutturmak.
3 - Kazık çakıp hayvan bağlamak.
4 - Kabul edilmeyecek bir şeyi kurnazlıkla kabul ettirmek.
5 - Vurmak.
6 - Bir şeyi başka bir şeye sürtmek, vurmak ya da çarpmak.
7 - Sezinlemek, anlamak, farkına varmak.
10 - İçki içmek. 1
1 - Parıldamak, ışık vermek.

ÇAKMAKTAŞI

Demir ya da çeliğe hızla sıyırtarak sürtüldüğünde kıvılcım çıkaran bir çeşit kuvars.